top of page
Kanunların Gözden Geçirilmesi

MAKALELER

AÇIK HESAP İLİŞKİSİ OLURSA SADECE TAKİP KONUSU FATURALAR VE ÖDEME BAKIMINDAN ARAŞTIRMA YAPILMALIDIR




Yargıtay Hukuk Genel Kurulu

2017/1634 E. ,

2018/633 K.


"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi


Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesince itirazın kısmen iptaline dair verilen 20.02.2013 gün ve 2012/108 E., 2013/70 K. sayılı karar, davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 23.09.2013 gün ve 2013/10465 E., 2013/14493 K. sayılı kararı ile;

(...Dava; faturadan doğan toplam 14.847,38 TL alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir.

Davalı vekili; takibe konu edilen toplam 12.876,00 TL bedelli 2 adet fatura borcu için müvekkilinin çek ve havale yoluyla toplam 15.490,00 TL ödeme yaptığını savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece toplanan delillere göre; tarafların defter kayıtlarının fatura kayıtları yönünden birbirini teyit ettiği, farklılığın nedeninin davacı defterinde kayıtlı olup davalı defterinde kayıtlı olmayan 1.000,00 TL'lik davalı nakit ödemesi ve 4.437,00 TL'lik davalı borç dekontu ile davalı defterinde kayıtlı olup davacı defterinde kayıtlı olmayan 45,00 TL ödeme farkından kaynaklandığı, bunun yanında 4.437,00 TL'lik borç kaydının davalı tarafça sunulan belgelerde de kayıtlı olduğu, dolayısıyla davacının bu miktar kadar da davalıdan alacaklı olduğu, ayrıca davacı tarafın kendi kayıtlarında 450,00 TL olarak geçen ödemeyi 495,00 TL olarak kabul ettiği, bu durumda davacının davalıdan 10.252,53 TL alacaklı olduğu, ancak davalının faiz talebinin haksız olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava konusu icra takibinde iki adet faturaya dayanılmış, davalı ödeme savunmasında bulunmuştur. Bu durumda ispat külfeti davalıda olup davalı takibe konu fatura bedellerini ödediğini yazılı şekilde kanıtlamakla yükümlüdür. Mahkemece bilirkişi raporu alınmış, bilirkişi tarafından tarafların ticari defterleri incelenerek rapor tanzim edilmiş ise de raporda taraflar arasındaki tüm cari hesap ilişkisi irdelenip değerlendirilmiştir. Oysa davamızın konusu sadece iki faturadır. Nitekim davalı vekilince bu yönler bakımından bilirkişi raporuna itiraz edilmiştir. Bu durumda mahkemece dava konusu edilen faturalarla sınırlı olarak ve ödeme savunması gözetilerek inceleme yapılması gerektiğinden bilirkişiden itirazların da değerlendirileceği ek rapor veya gerektiğinde yeni bir bilirkişiden ayrıntılı ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir...)

gerekçesi ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.




HUKUK GENEL KURULU KARARI


Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava faturaya bağlanmış alacağın tahsili için girişilen icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.

Davacı vekili aralarındaki ticari ilişki uyarınca müvekkilinin davalıya mal satışı yaptığını ve fatura düzenlediğini, davalının fatura bedelini ödememesi üzerine aleyhine icra takibine geçildiğini, davalının fatura bedellerinin ödendiği iddiası ile takibe haksız yere itiraz ettiğini belirterek, itirazın iptali ile takibin devamına ve %40 oranında icra inkâr tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili davacı taraf ile müvekkili arasında ticari ilişki bulunduğunu, cari hesap ekstreleri incelendiğinde 26.05.2010 tarihinde 10.000,00 TL bedelli çek, 30.04.2010 tarihinde 2.990,00 TL EFT ile 29.05.2010 tarihinde 2.500,00 TL EFT ile ödeme olmak üzere toplam 15.490,00 TL ödeme yapıldığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, tarafların defter kayıtlarının fatura kayıtları yönünden birbirini teyit ettiği, farklılığın nedeninin davacı defterinde kayıtlı olup davalı defterinde kayıtlı olmayan 1.000,00 TL'lik davalı nakit ödemesi ve 4.437,00 TL'lik davalı borç dekontu ile davalı defterinde kayıtlı olup davacı defterinde kayıtlı olmayan 45,00 TL ödeme farkından kaynaklandığı, bunun yanında 4.437,00 TL'lik borç kaydının davalı tarafça sunulan belgelerde de kayıtlı olduğu, dolayısıyla davacının bu miktar kadar da davalıdan alacaklı olduğu, ayrıca davacı tarafın kendi kayıtlarında 450,00 TL olarak geçen ödemeyi 495,00 TL olarak kabul ettiği, bu durumda davacının davalıdan 10.252,53 TL alacaklı olduğu, ancak faiz talebinin haksız olduğu gerekçesiyle itirazın kısmen iptaline karar verilmiştir.

Davalı vekilinin temyiz itirazları üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçeler ile bozulmuştur.

Yerel mahkemece tarafların ticari kayıt ve belgelerinde yapılan incelemenin yeterli olduğu, yeni bir inceleme yapılmasına gerek olmadığı, tarafların ticari ilişkilerinin sadece dava konusu iki faturaya dayalı olmadığı, dava konusu faturaların 09.04.2010, 18.05.2010 tarihli olduğu, davalının ödeme yaptığını belirttiği 10.000,00 TL lik ödemenin 08.04.2010 tarihinde davacının defterlerine ödeme olarak işlendiği, faturaların bu tarihten sonra düzenlendiği, kaldı ki davalının yaptığı ödemelerde hangi faturaya istinaden ödeme yaptığı hususunu belirtmediği, davacının ticari kayıtlarına göre en son 29.05.2010 tarihinde davalı tarafından yapılan nakit ödemenin bulunduğu, davalı tarafın ise yapmış olduğu tüm ödemeleri 31.01.2011 tarihi itibariyle defterine işlediği, bu durumda davalının ödeme iddiasının dava konusu faturalarla sınırlı olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, taraflar arasındaki cari ilişkiye istinaden teslim edilen mallar ile yapılan ödemelerin birlikte değerlendirilmesi gerektiği gerekçeleri ile direnme kararı verilmiştir.

Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık: Taraflar arasında var olan ticari ilişkiye istinaden yapılan mal satışı nedeni ile ödenmediği iddia edilen iki adet fatura alacağına bağlı olarak başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali davasında yapılacak olan incelemenin taraflar arasındaki tüm cari hesap ilişkisi gözetilerek mi, davaya konu edilen faturalar ile sınırlı olarak ve ödeme savunması gözetilerek mi yapılması gerektiği noktasında toplanmıştır.

Uyuşmazlığın çözümü bakımından öncelikle konu ile ilgili kavramların ve yasal düzenlemelerin incelenmesinde fayda bulunmaktadır.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 89. maddesine göre iki kişinin herhangi bir hukuki sebep veya ilişkiden doğan alacaklarını teker teker ve ayrı ayrı istemekten karşılıklı olarak vazgeçip bunları kalem kalem alacak ve borç şekline çevirerek hesabın kesilmesinden sonra çıkacak artan tutarı isteyebileceklerine ilişkin sözleşme cari hesap sözleşmesi olarak tanımlanmıştır. Aynı maddede cari hesap sözleşmelerinin yazılı yapılmadıkça geçerli olmayacağı belirtilmiştir. Buna göre, taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesi bulunmadıkça TTK’ nın cari hesaba ilişkin hükümleri uygulanamayacaktır.

Açık hesap ilişkisi ise önceki borçlar tahsil edilmemesine rağmen taraflar arasındaki ticari ilişkinin devam etmesi durumudur. Açık hesap ilişkisinde taraflar tek taraflı ya da karşılıklı olarak alacaklarını hesaba kaydedip belirli hesap dönemlerine bağlı kalmaksızın hesaplaşma yaptıklarından, bu ilişkiye TTK’ daki cari hesaba ilişkin hükümleri uygulanamaz.

“İtirazın iptali davası 2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nun 67 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir.

Ödeme emrine itirazın iptali davası, (konusu borçlunun itiraz etmiş olduğu alacak olan) bir eda davasıdır.

İtirazın iptali davası, takip alacaklısı tarafından, ödeme emrine (süresi içinde) itiraz etmiş (m.62) olan takip borçlusuna karşı açılır. Alacaklı davayı kazanırsa (yani, mahkeme borçlunun borçlu olduğu kanısına varırsa), mahkeme, borçlunun itirazının iptaline karar verir; işte bundan dolayı, bu davaya itirazın iptali davası denir.

İİK m.68-68/a' daki yazılı belgelerden birine sahip bulunmayan alacaklı, itirazın hükümden düşürülmesini sağlayabilmek (yani, itiraz ile duran icra takibine devam edilmesini isteyebilmek) için, yalnız itirazın iptali davası yoluna başvurabilir; icra mahkemesinden itirazın kaldırılmasını isteyemez.

Buna karşılık, alacağı m.68-68/a' daki yazılı belgelerden birine bağlı olan alacaklı, itirazın iptali için mahkemede dava açmak (m.67) veya itirazın kaldırılması için icra mahkemesine başvurmak (m.68-68/a) hususunda, bir seçim hakkına sahiptir.

İtirazın iptali davasının konusu, icra takibi konusu yapılmış olan alacaktır; bu nedenle, itirazın iptali davası açılmadan önce, borçlu itiraz ettiği borcu tamamen öderse, alacaklının itirazın iptali davası açmakta hukuki yararı (HMK m.l 14/1-h) yoktur ” ( Kuru, B.: İstinaf Sistemine Göre Yazılmış İcra ve İflâs Hukuku Ders Kitabı, Eylül 2007,s.107 ).

İtirazın iptali davası icra takibine sıkı sıkıya bağlı; itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir.

Kısmi ifaya ilişkin kurallar (taraflar arasındaki sözleşmenin akdedildiği ve icra takibinin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan) 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 84 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Kanunun 85 inci maddesinin birinci fıkrasına göre birden fazla borcu bulunan borçlu, ödeme zamanında bu borçlardan hangisini tediye etmek istediğini alacaklıya beyan etme hakkına haizdir. 86 ncı maddeye göre de yasal olarak geçerli bir beyan vaki olmadığı yahut makbuzda ödemenin hangi borca mahsup edileceği gösterilmediği takdirde, tediye muaccel olan borca mahsup edilir. Birden çok borç muaccel ise tediye, borçlu aleyhinde birinci olarak takip edilen borca mahsup edilir. İcra takibi yapılmamış ise tediye, vadesi daha önce gelmiş olan borca mahsup edilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 03.05.2006 tarih, 2006/19-260 E.-2006/251 K., 09.06.2010 tarih, 2010/19-262 E.-2010/304 K. ve 27.01.2016 gün 2015/15-1830 E.-2016/98 K. sayılı kararlarında da bu yönde açıklamalar yer almaktadır.

Somut olayda ise, taraflar arasında bir borç ilişkisi bulunduğu ve borçlunun daha evvel bir kısım ödemeler yaptığı belirtilmekte, davacı davasını yalnızca iki adet faturaya dayandırmakta ve davalı da ödeme savunmasında bulunmaktadır.

Yukarıdaki açıklamalar ışığında, eldeki davada, ispat yükünün davalı tarafta bulunduğu, yapılan ödeme savunmasının da yazılı delille ispatının gerektiği, taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesi bulunmadığından aradaki ilişkinin açık hesap ilişkisi olarak değerlendirilebileceği ve Özel Daire kararında belirtildiği gibi mahkemece sadece takip konusu faturalar ve ödeme savunması bakımından araştırma ve değerlendirme yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği, aksi yönde yapılacak araştırmanın ise itirazın iptali davasının niteliği ile bağdaşmayacağı hususları açık olduğundan, mahkemece önceki kararda direnilmesi doğru değildir.

Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında davalı tarafça cari hesap ekstresi adı altında sunulan belgeden taraflar arasında bir açık hesap ilişkisi bulunduğu, bu itibarla takip öncesinde yapılan kısmi ödemelerin alacaklı yanca hangi borca mahsup edilmesi istenmişse bu iradeye üstünlük tanınması ve ödemelerin birden çok borcun vadelerine göre sıralanması gerektiği, kaldı ki tarafların defter ve belgelerinin de 1.000,00 TL lik tek bir unsur dışında örtüştüğü, uyuşmazlığın ancak açık hesap ilişkisinin sonuna kadar incelenerek çözümlenebileceği ileri sürülmüşse de bu görüş açıklanan gerekçelerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

O hâlde Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş günlük yasal süre içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 28.03.2018 gününde oy çokluğuyla karar verildi.





KARŞI OY

Dava, faturalı alacağa yönelik icra takibine vaki itirazın iptali isteminden ibarettir.

Yerel mahkemece yapılan inceleme ve araştırma sonucunda, taraflar arasındaki ticari ilişkinin cari hesap biçiminde sürdürüldüğü, taraf defterlerinin incelenmesinde davacı tarafça kesilen faturaların davalı defterinde de kayıtlı bulunduğu, keza davalı yanca yapılan ödemelerin davacı yanın defterinde yer aldığı gibi davalı tarafından yapılan ve kendi defterinde kayıtlı olmayan 1.000 TL tutarındaki ödemenin dahi kayıtlı bulunduğu, davalının yaptığı ödemelerin hangi faturaya mahsup edileceği konusunda herhangi bir kayıt koymadığı saptanmış olup bu hususlar taraflar arasında esasen uyuşmazlık konusu değildir. Her ne kadar taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesi bulunmadığından kararda "cari hesap" denilmesi yerinde değilse de yaptırılan bilirkişi incelemesinin açık hesaba dayalı olarak gerçekleştirilmiş olması nedeniyle yapılan bu hata sonuca etkili değildir.

Bu durumda, ödeme tarihleri itibariyle uygulanması gereken 818 sayılı BK'nın 85. ve özellikle 86. maddesi uyarınca, alacaklının, davalının yaptığı ödemeleri daha önce muaccel olan alacaklarına mahsup etmiş olması yasaya uygundur. Davalı yanın, muhtelif tarihlerde yapmış olduğu ödemelerin tümünü aynı gün defterine kaydetmiş olması olgusunun sonuca etkisi yoktur. Çünkü, davacı alacaklı yanın, topluca yapılmış olsa dahi ödemeleri daha önce muaccel olan alacaklarına mahsup etmesine davalının karşı çıkabilmesi yasal olarak mümkün görünmemektedir. Şu halde, mahkemece, bu yasal durumun ve işin kaçınılmaz aritmetiğinin gerektirdiği üzere, taraflar arasındaki ilişkinin tümü incelenerek sonuca varılması son derece isabetlidir. Nitekim bu yönteme uygun şekilde yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda, davalının takip konusu faturaların 10.252,53 TL'lik kısmını ödemediği, bir başka deyişle, davalının, takip konusu fatura tutarlarını tümüyle ödediğine ilişkin savunmasını ispatlayamadığı anlaşılmıştır. Bu nedenle, Özel Dairenin bozma kararında yazılı olduğu biçimde yeni bir araştırma yapılmasına gerek olmadığına değinen, usul ve yasaya uygun direnme kararının onanması gerektiğini düşünmekteyim.

Esasen, Özel Daire'nin 27.3.2013 gün ve 2013/1237-5405 sayılı kararına da yansıdığı üzere, Yargıtay 19. HD'nin uygulaması da bu yönde olduğu gibi gerek HGK ve gerekse de üyesi bulunduğum Yargıtay 11. HD'nin uygulamaları da aynı yöndedir. Nitekim, Genel Kurul görüşmeleri sırasında da bu husus açıkça ortaya konmuş olmasına karşın yasaya, Yargıtay uygulamasına ve dosya kapsamına aykırı olacak biçimde direnme kararının bozulmasına oy çokluğu ile karar verilmiş olmasının, son derece hatalı olduğu inancındayım.



Yargıtay Hukuk Genel Kurulu

2017/903 E. ,

2018/974 K.


"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi



Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Antalya (Kapatılan) 6. Asliye Ticaret Mahkemesince davanın reddine dair verilen 03.05.2013 gün ve 2012/107 E., 2013/139 K. sayılı kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle, Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 02.12.2013 gün ve 2013/12959 E., 2013/19191 K. sayılı kararı ile;

"…Davacı vekili; müvekkilinin davalı şirketten irsaliyeli faturalardan ve cari hesaptan doğan 23.943,77 TL alacağı olduğunu, davalının borcunu ödememesi nedeniyle başlatılan icra takibinde davalının asıl alacağa kısmen itiraz ettiğini, takibin durduğunu, ancak itirazın haksız olduğunu, müvekkilinin faturalara konu malları imza karşılığı teslim ettiğini belirterek davalının asıl alacağın 10.941,83 TL'lik kısmı yönünden yaptığı itirazın iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili; müvekkilinin davacıya bakiye borcunun olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece toplanan delillere göre; taraf defterlerinin lehe delil vasıflarının olmadığı, davacı defter kayıtlarına göre davacının takip tarihi itibariyle davalıdan 23.220,20 TL alacaklı olduğu, davalı defter kayıtlarına göre davacının takip tarihi itibariyle davalıdan 12.138,37 TL alacaklı olduğu, dava ve takip konusu irsaliyeli faturaların bir bölümünde teslim alan kısmında isim ve imza bulunmakla birlikte davalı tarafça kabul edilip ödenen alacak miktarının bu faturaların bedellerini fazlasıyla karşıladığı, davacının iddiasını yazılı delille ispat edemediği ve davalı tarafa yemin teklif ettiği, davalı yetkililerinin itiraz ettikleri 10.941,83 TL bedelli malları teslim almadıklarına ve davacıya bu miktar borçları olmadığına dair usulüne uygun yemin ettikleri gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

İİK'nın 67.maddesi uyarınca açılan itirazın iptali davaları, dayanağı olan takiple sıkı sıkıya bağlıdır. Somut olayda takip dayanağı olarak 38 adet fatura gösterildiği halde taraflar arasındaki tüm cari hesap ilişkisinin değerlendirme konusu yapılmış olması usul ve yasaya aykırıdır. Bu durumda mahkemece yalnızca takibe konu faturaların ve faturalara ilişkin ödemelerin taraf defterlerinde kayıtlı olup olmadığı hususunda bilirkişi incelemesi yaptırılması, faturaların tümünün teslim alan kısımlarında imza olduğu hususunun gözetilmesi ve deliller eksiksiz olarak toplanıp hep birlikte değerlendirilerek varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir…"

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.



HUKUK GENEL KURULU KARARI


Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava fatura alacağına yönelik başlatılan icra takibine yapılan kısmi itirazın iptali istemine ilişkindir.

Davacı vekili müvekkilinin davalı şirketten fatura ve cari hesaptan kaynaklanan 23.943,77 TL bakiye alacağının bulunması nedeniyle başlatılan icra takibine davalının asıl alacağın 11.665,40 TL’lik kısmına ve bunun ferilerine haksız yere itiraz ettiğini ve takibin kısmen durdurulmasına karar verildiğini belirterek itirazın iptali ile %40 oranında icra inkâr tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili bakiye borcun bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece taraf defterlerinin lehe delil vasıflarının olmadığı, davacı defter kayıtlarına göre davacının takip tarihi itibariyle davalıdan 23.220,20 TL alacaklı olduğu, davalı defter kayıtlarına göre davacının takip tarihi itibariyle davalıdan 12.138,37 TL alacaklı olduğu, dava ve takip konusu irsaliyeli faturaların bir bölümünde teslim alan kısmında isim ve imza bulunmakla birlikte davalı tarafça kabul edilip ödenen alacak miktarının bu faturaların bedellerini fazlasıyla karşıladığı, davacının iddiasını yazılı delille ispat edemediği ve davalı tarafa yemin teklif ettiği, davalı yetkililerinin itiraz ettikleri 10.941,83 TL bedelli malları teslim almadıklarına ve davacıya bu miktar borçları olmadığına dair usulüne uygun yemin ettikleri gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Davacı vekilinin temyizi üzerine hüküm Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.

Yerel Mahkemece tarafların aralarında cari hesap ilişkisi bulunduğunu kabul ettiğini, mahkemenin aralarında cari hesap ilişkisi olan tarafların birbirlerinden alacaklı olup olmadığını değerlendirmeden sırf takibe konu faturaların ödenip ödenmediğini araştırmasının cari hesap ilişkisinin kanunda düzenlenen maddelerine aykırılık oluşturacağını ve mahkemeyi de yanlış sonuçlara götürebileceğini belirterek direnme kararı verilmiştir.

Direnme kararı davacı vekili tarafından davalı şirketin hangi tarihli, hangi faturalara istinaden borcu kabul ve hangi faturalara istinaden borca itiraz ettiği konusunda hiçbir bildirimde bulunmadığını, borçlu şirketin itirazı sonucu açılan itirazın iptali davasının esasının takibe dayanak olan 2010 yılına ait olan 38 adet irsaliyeli fatura olduğunu, malların teslimatının da ispatlandığını, alacak talebi münhasıran faturalara dayandırıldığı halde 17.11.2012 tarihli bilirkişi raporunda, tarafların defterleri arasındaki farkın 2008 yılı fark devir alacağından kaynaklandığı ve bu fark alacağının tarafımızdan tevsik edici belgelerle kanıtlanması gerektiği yönündeki görüş bildirilmesi üzerine mahkemece 2008-2009 yılı alacak borç alacak ilişkisinin araştırıldığını, davalı defterlerinin kendi aleyhine delil teşkil ettiğini, bozma kararına uyulması gerektiğini belirtilerek temyiz edilmiştir.

Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, eldeki itirazın iptali davasında incelemenin takip konusu 38 adet fatura ve bu faturalara ilişkin ödeme ile sınırlı olarak mı yoksa tüm cari hesap ilişkisi değerlendirilmek suretiyle mi yapılması gerektiği noktasında toplanmaktadır.

Uyuşmazlığın çözümü bakımından öncelikle konu ile ilgili kavramların ve yasal düzenlemelerin incelenmesinde fayda bulunmaktadır.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 89. maddesine göre iki kişinin herhangi bir hukuki sebep veya ilişkiden doğan alacaklarını teker teker ve ayrı ayrı istemekten karşılıklı olarak vazgeçip bunları kalem kalem alacak ve borç şekline çevirerek hesabın kesilmesinden sonra çıkacak artan tutarı isteyebileceklerine ilişkin sözleşme cari hesap sözleşmesi olarak tanımlanmıştır. Aynı maddede cari hesap sözleşmelerinin yazılı yapılmadıkça geçerli olmayacağı belirtilmiştir. Buna göre, taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesi bulunmadıkça TTK’nın cari hesaba ilişkin hükümleri uygulanamayacaktır.

Açık hesap ilişkisi ise önceki borçlar tahsil edilmemesine rağmen taraflar arasındaki ticari ilişkinin devam etmesi durumudur. Açık hesap ilişkisinde taraflar tek taraflı ya da karşılıklı olarak alacaklarını hesaba kaydedip belirli hesap dönemlerine bağlı kalmaksızın hesaplaşma yaptıklarından, bu ilişkiye TTK’daki cari hesaba ilişkin hükümleri uygulanamaz.

İtirazın iptali davası 2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nun 67 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir.

Ödeme emrine itirazın iptali davası, (konusu borçlunun itiraz etmiş olduğu alacak olan) bir eda davasıdır.

İtirazın iptali davası, takip alacaklısı tarafından, ödeme emrine (süresi içinde) itiraz etmiş (m.62) olan takip borçlusuna karşı açılır. Alacaklı davayı kazanırsa (yani, mahkeme borçlunun borçlu olduğu kanısına varırsa), mahkeme, borçlunun itirazının iptaline karar verir; işte bundan dolayı, bu davaya itirazın iptali davası denir.

İİK m. 68-68/a'daki yazılı belgelerden birine sahip bulunmayan alacaklı, itirazın hükümden düşürülmesini sağlayabilmek (yani, itiraz ile duran icra takibine devam edilmesini isteyebilmek) için, yalnız itirazın iptali davası yoluna başvurabilir; icra mahkemesinden itirazın kaldırılmasını isteyemez.

Buna karşılık, alacağı m.68-68/a'daki yazılı belgelerden birine bağlı olan alacaklı, itirazın iptali için mahkemede dava açmak (m.67) veya itirazın kaldırılması için icra mahkemesine başvurmak (m.68-68/a) hususunda, bir seçim hakkına sahiptir.

İtirazın iptali davasının konusu, icra takibi konusu yapılmış olan alacaktır; bu nedenle, itirazın iptali davası açılmadan önce, borçlu itiraz ettiği borcu tamamen öderse, alacaklının itirazın iptali davası açmakta hukuki yararı (HMK 114/1-h) yoktur ( Kuru, B: İstinaf Sistemine Göre Yazılmış İcra ve İflâs Hukuku Ders Kitabı, Eylül 2017,s.107 ).

İtirazın iptali davası icra takibine sıkı sıkıya bağlı; itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir.

Kısmi ifaya ilişkin kurallar (taraflar arasındaki sözleşmenin akdedildiği ve icra takibinin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan) 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 84 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Kanunun 85'inci maddesinin birinci fıkrasına göre birden fazla borcu bulunan borçlu, ödeme zamanında bu borçlardan hangisini tediye etmek istediğini alacaklıya beyan etme hakkını haizdir. 86'ncı maddeye göre de yasal olarak geçerli bir beyan vaki olmadığı yahut makbuzda ödemenin hangi borca mahsup edileceği gösterilmediği takdirde, tediye muaccel olan borca mahsup edilir. Birden çok borç muaccel ise tediye, borçlu aleyhinde birinci olarak takip edilen borca mahsup edilir. İcra takibi yapılmamış ise tediye, vadesi daha önce gelmiş olan borca mahsup edilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 03.05.2006 tarih, 2006/19-260 E.-2006/251 K., 09.06.2010 tarih, 2010/19-262 E.-2010/304 K. ve 27.01.2016 tarih 2015/15-1830 E.-2016/98 K. sayılı kararlarında da bu yönde açıklamalar yer almaktadır.

Somut olayda ise, taraflar arasında bir borç ilişkisi bulunduğu ve borçlunun daha evvel bir kısım ödemeler yaptığı belirtilmekte, davacı davasını yalnızca 38 adet faturaya dayandırmakta ve davalı da ödeme savunmasında bulunmaktadır.

Yukarıdaki açıklamalar ışığında, takibe sıkı sıkıya bağlı olan davada taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesi bulunmadığından, aradaki ilişkinin açık hesap ilişkisi olarak değerlendirilebileceği ve Özel Daire kararında belirtildiği gibi yalnızca takibe konu faturaların ve faturalara ilişkin ödemelerin taraf defterlerinde kayıtlı olup olmadığı hususunda bilirkişi incelemesi yaptırılması, faturaların tümünün teslim alan kısımlarında imza olduğu hususunun gözetilmesi ve delillerin eksiksiz olarak toplanıp hep birlikte değerlendirilerek varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerektiği, aksi yönde yapılacak araştırmanın ise itirazın iptali davasının niteliği ile bağdaşmayacağı hususları açık olduğundan, mahkemece önceki kararda direnilmesi doğru değildir.

Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında tarafların aralarında yazılı bir cari hesap sözleşmesi olmamasına karşın işlemlerini açık hesap ilişkisi olarak devam ettirdikleri, açık hesap ilişkisinde zaman zaman ödeme yapıldığı, birden fazla mal ya da hizmet bulunduğundan ilişkinin, ödemenin hangi faturaya istinaden yapıldığını belirtmeye elverişli olmadığı, uyuşmazlığın ancak açık hesap ilişkisinin sonuna kadar incelenerek çözümlenebileceği yönünde görüşler ileri sürülmüş ise de, bu görüş açıklanan gerekçelerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

O hâlde Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.


SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 25.04.2018 gününde oy çokluğuyla karar verildi.




Yargıtay 15. Hukuk Dairesi

2016/3749 E. ,

2018/298 K.


"İçtihat Metni"

Mahkemesi :Asliye Hukuk Mahkemesi


Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:

- K A R A R -


Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan bakiye iş bedeli alacağının tahsili için yürütülen icra takibine davalı tarafından yapılan itirazın iptâli, takibin devamı ve icra inkâr tazminatının tahsili istemine ilişkin olup; mahkemece davanın reddine dair verilen karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı taraflar arasında beton direk ve tel örgü çekme işi yapılmasına ilişkin eser sözleşmesi bulunduğunu, işin davalının isteğine uygun biçimde yapıldığı halde bakiye iş bedelinin ödenmediğini, ... İcra Müdürlüğü'nün 2014/97 Esas sayılı dosyası ile yapılan icra takibinde borca itiraz edildiğini, itirazın haksız olduğunu belirterek itirazın iptâline takibin devamına ve icra inkâr tazminatına karar verilmesini istemiş, davalı; işin sözleşmeye uygun ve zamanında yapılmadığını, yapılan işe ilişkin bedelin ödendiğini, geç teslim nedeniyle ceza koşulu isteme haklarını saklı tuttuklarını belirterek davanın reddini savunmuş, mahkemece sözleşmede belirlenen bedele KDV'nin dahil olduğu, buna göre yapılan işin bedelinin 143.665,29 TL olduğunu belirten rapora itibar edilip, bu miktardan fazla olmak üzere 147.718,89 TL ödeme yapıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, TBK'nın 470 ve devamı maddelerde düzenlenen ve konusu beton direk ve tel örgü çekme işi olan eser sözleşmesine dayalı olarak bakiye iş bedelinin ödenmediği iddiasıyla yapılan takibe itiraz nedeniyle İİK'nın 67. maddeye göre açılmış itirazın iptâli davasıdır.

213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre; fatura, emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır (213 sayılı VUK 229. md.). Ticari işletmesi bağlamında bir mal satmış, üretmiş, bir iş görmüş veya bir menfaat sağlamış olan tacirden, diğer taraf, kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli ödenmiş ise bunun da faturada gösterilmesini isteyebilir” (TTK 21/1). Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır (TTK 21/2).

Ticari defterlerin delil olmasına ilişkin düzenleme HMK'nın 222. maddede yer almaktadır. Ticari defterlerin delil olarak incelenmesi yönünden HMK'nın 219 ve 220. madde hükümleri de gözetilmelidir.

Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir (HMK 222/1). Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş,

açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır (HMK 222/2). Bu şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerektiği ise üçüncü fıkrada düzenlenmiştir. Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur (HMK 222/4).

Faturanın delil olması ile ticari defterlerin delil olması birbirinden farklıdır. Fatura karşı tarafça ticari defterlerine kayıt edilmiş ise burada delil olan fatura değil ticari defterlerdir. Ticari defterler uyumlu olmadığı için lehe delil değeri bulunmasa da karşı çıkılan faturanın ticari deftere kayıt edilmiş olması halinde ticari defter aleyhe delil oluşturacaktır.

İtirazın iptâli davasında takip talebinde gösterilen borç ve borcun sebebi ile bağlılık asıl olup, takip dayanağı belgelerden başka belgelere dayanılması mümkün değildir (Örnek: Yargıtay HGK. 14.12.2011 T. 2011/19-617 E. 2011/749 K.). Faturalarda gösterilen işler belli iken fatura kapsamı dışındaki işler esas alınarak hesaplama yapılamaz.

Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; Mahkemece yapılan ödemenin, yapılan iş miktarına göre yeterli olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de mahkemece yapılan inceleme yeterli değildir. Davacı alacağa konu faturanın davalı tarafa tebliğ edildiği ve süresinde itiraz edilmediğini belirtmiş olup, bu yönde bir inceleme yapılmamış, alacağa konu faturanın davalı ticari defterlerinde kayıtlı olup olmadığı araştırılmamıştır. İtirazın iptâli davalarında uyuşmazlığın takibe esas belgeye dayalı olarak çözümlenmesi gerekir. Bu nedenle alacağa konu faturanın davalıya tebliğ edilip edilmediği, edilmişse süresinde itiraz olup olmadığı, faturanın davalının ticari defterlerine kaydedilip edilmediği araştırılmalı, mali müşavirden alınacak bilirkişi raporu faturanın tebliğ edilmediği ve davalının ticari defterine kaydedilmediği saptandığı takdirde bu kez 16.10.2015 tarihli raporu düzenleyen bilirkişi kurulundan takip dayanağa faturadaki işlerin yapılıp yapılmadığı, yapılmışsa davacının talep edebileceği alacak miktarının ne olduğu yönünden ek rapor alınarak uyuşmazlığın çözümlenmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış kararın temyiz eden davacı yararına bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda yazılı nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 31.01.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.




Bu konuda tecrübeli olan avukatlarımızdan hukuki danışmalık alabilir, sorularınız ve detaylı bilgi için bize telefon, whatsapp, mail ve diğer iletişim kanalları üzerinden ulaşabilirsiniz.

430 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör
bottom of page